10 Ekim 2009 Cumartesi

Medya hayatımızı kurtarabilir mi?

Andy Warhol'un, sıradan insanların medya aracılığıyla meşhurlaştırılıp tüketilmesini eleştiren ünlü sözü, “Bir gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacak”, günümüzde gerçekliğini çoktan sağlamış durumda…

Her kişi, konu ve olay, medyada haber olabilir; yoğun haber olması durumunda da meşhur hale gelebilir. Binlerce gazete, dergi, TV kanalı, haber sitesi, radyo kanalı; reytingi yüksek konu, olay ve kişilerin peşinde koşuyor. Pek yakında asıl şaşırtıcı olan, bu güne dek medyada yer almamış olmak olacak herhalde…

Pek çok örneğin açıkça gösterdiği gibi, mesele artık meşhur olmakta değil. Medya, reytingi olan her konuyu manşetlerine taşır, ekranlara çıkarır. Reyting aldığı sürece de bonkörlüğünü korur. Peki, ya sonra?

Medyanın ısrarlı takibiyle gelen başarı
Vicdanı olan herkesin büyük bir üzüntüyle karşıladığı Münevver Karabulut cinayetinde, zanlının yakalanması bir medya başarısı olarak gösteriliyor. Buna kısmen ben de katılıyorum. Medyanın bu cinayete olan yüksek ilgisi, belki cinayet zanlısının, zengin ve ünlü bir aileye mensup olmasındandır.

Zengin oğlan-fakir kız edebiyatı her zaman iş yapar ne de olsa…

Münevver’in babasının çarpıcı açıklamalarıydı belki olayı sıcak tutan; her kanalda, her programda reyting alan konuşmalar…
Belki de, bitmeyen medya kazalarıydı; adli tıp raporundaki hata, çelişkili açıklamalar, baskı altındaki emniyet, babanın holding önündeki testereli şovu, tam ortalık durulurken ortaya çıkıp duran iddialar…

Kesik baş cinayeti, Türkiye’nin en medyatik cinayetlerinden biri oldu. Konu, ana haber bültenlerine, gazetelerin manşetlerine defalarca taşındı.

Medyanın ısrarlı takibinin etkisiyle, davayı çözmek emniyet için de namus meselesi olmuş, babanın testereli şovu, tüm sürecin üstüne tüy dikmişti; olay çığırından çıkıyordu. Tam ipin ucu kaçmışken teslim oldu Cem Garipoğlu ve hepimiz derin bir nefes aldık…

İşte, medyanın gücüne dair hazin, lakin örtüşen bir örnek…

Ama bazen, çok önemli olaylar –reytingi düşük diye- tozlu raflara kaldırılıyor; yeni bir felakete kadar…
Bazı konular var ki, yaşandığı anda reytingi yüksek oluyor. Ekranda ne kadar acı, ne kadar gözyaşı, ne kadar çok felaket varsa, ilgi de o denli yükseliyor ne yazık ki. Zamanla heyecan azalıyor, yaralar geçici de olsa sarılıyor; ortalık duruluyor… Konu, medyadaki önemini de günden güne kaybediyor…

Oysa en az Münevver Karabulut cinayeti kadar gündemde tutulmalı bazı konular; unutulmamalı, unutturulmamalı… Son sel felaketi örneğin; günden güne azalıyor, değil mi haber sayısı?
Yakında tamamen unutulacak… Oysa sorun aynı yerde, olduğu gibi duruyor. Yeni bir felaket, her an kapımızda.

Medyanın işlevlerinden biri de çözüme katkı sağlamak mıdır?
Ben böyle olmasını umut ediyorum. Medyanın ilk işlevi, elbette ki haberdar etmek. Diğer yandan eğlendirmek de önemli. Hatta günümüzde, medyanın eğlendirme yanı, haberdar etme işlevinin önüne geçmiş durumda. Kanalların yarışma, magazin, dizi, vb. eğlence yapımlarına ayırdığı bütçelere, bir de habere ayırdığı bütçelere bakalım; hangisi daha yüksek?

Medya dördüncü kuvvet idi eskiden. Bugünkü etkisine baktığımızda, çok daha üst sıralara yükseldiği, hepimizin malumu. Böylesi büyük bir güce kavuşmuş olması, halka hizmet ettiği sürece, şüphesiz çok iyi. Peki, medya kime hizmet ediyor? Bu çok tartışmalı bir konu, o yüzden pas geçiyorum; belki başka bir yazıya…

Medyanın halka hizmet etmek üzere yayın yaptığı inancıyla devam edelim düşünmeye, bu gücün; çeşitli konu ve olayların çözüm sürecinde de etkin olarak kullanılması, büyük değişimler yaratmaz mı? Hepimizin hemen hatırlayacağı iki örneğe bakalım mesela; tüm ülkeyi derin bir üzüntüye boğan deprem ve sel felaketi… Tekrarlanma ihtimali çok yüksek iki büyük felaket…
Medyanın, deprem için alınan önlemleri belli periyotlarda takip etmesi ve halkla paylaşması, acaba ilgililerin de bu konuya duyarlılığını arttırmaz mı? Olası yeni bir sel için her bir şehirde neler yapıyor araştırılsa, bir tür denetmen olunsa, sonuçlar kamuoyu ile paylaşılsa; çözüm için daha tetikleyici olmaz mı?

Medya, eğlenceye yatırıma devam etsin elbette, “halk bunu istiyor” adı altındaki programların da alıcısı olduğu şüphe götürmez. Buna bir de, “halk bunu da bilmeli, takip etmeli” adı altında yayınlar eklenmesinden ve bunda istikrar sağlanmasından bahsediyorum sadece.

Evet, eğlenceli yapımlar kadar yüksek reyting almaz ama bazı konulara yakın markaj, belki de hayatımızı kurtaracak; değmez mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...