29 Kasım 2010 Pazartesi

Öyle yorgunum ki…

Kıvrılıp bir köşeye, günlerce, haftalarca hatta aylarca, hiç uyanmasam… Tek bir düş görmeden, tek bir söz duymadan, öylece uyusam… Uyandığımda, boğazımdaki yumru çözülmüş olsa… Kirpiklerimde asılı bekleyen yaşlar kurumuş, gözlerimdeki perde kalkmış olsa… Sana dair ne bir hatıram kalsa ne sevdadan bir iz… Öylece silinip gitmiş olsa her şey…

Öyle yorgunum ki… Öyle çok… Seni düşünmekten bitkin…
Az önce, yeni yeşermeye başlayan bir hayali kovaladım öfkeyle, öyle acımasızlar ki ve öyle büyüleyici… Küçücük bir dalgınlığımdan faydalanıp hemen istila ediyorlar kalbimi… Tüm duvarlarım bir bir yıkılıyor… Üşenmiyorum, vazgeçmiyorum; tek tek örüyorum yeniden, kapılarımı sıkıca kilitliyorum…

Öyle yorgunum ki…
Şimdi, seni unutmak için ettiğim bu güçlü duaları, bir zaman yüreğime düşmesini istediğim aşk için ederdim… “Tanrım, birini öyle çok, öyle çok seveyim ki, sevdayla kocaman olsun yüreğim, dünyalara sığmasın”… Değil mi ki, sevmek için yaratılmıştı insan… Yüreğimde bir an önce yeşermeli sevda, kök salmalı, boy atmalıydı… Bu kadar içten ve sabırla edilen duaların birebir yerine geldiğini, çok geç öğrendim… Duam, yerini buldu… Yüreğimin her bir zerresi, bu sevdayla doldu, aklımı esir aldı… Arsız bir sarmaşıktı sanki aşk, ruhumda ulaşmadığı tek bir yer kalmadı…

Ama eksik edilmiş bir duaydı; sevdam senin yüreğine hiç düşmedi ki… Aşkım, tam da dilediğim gibi tutkuyla büyümüştü yüreğimde, sorgusuz sualsiz, hesapsız kitapsız, öncesiz sonrasız… Ama aşk, senin yüreğine dokunmamıştı ki…

Acıyla kıvranan ruhum, haftalardır seni unutmayı diliyor, bir mümin gibi sabırlı ve tutkulu, sessizce dualar mırıldanıyor… Ama ürkek bir yandan da, acaba bu sefer ne eksik? Seni unutmayı bu denli şiddetle dilerken, neleri gözden kaçırdım, bilmiyorum… Belki de kendimdir kaybettiğim, kurtardım sanırken…

Öyle yorgunum ki…
Uzun uzun dalgaları izliyorum deniz kenarlarında… Saatlerce, tek bir söz söylemeden ve hatta bazen hiçbir şey düşünmeden… Öylece, saatlerce izliyorum denizi… Bazen bir çarşaf gibi dingin suları, bazen bir tokat gibi şiddetli dalgaları… Dinmiyor yüreğimdeki fırtına…

Öyle yorgunum ki…
Bunca savaşın ardından, uzatsan şimdi ellerini güle oynaya peşine düşeceğimi bilmenin yorgunluğu… Kendimi duymaktan yorgunum, kalbimin kulağıma fısıldadıklarını…
En çaresiz anlarımda bile, daha dilimin ucuna gelmeden durduruyorum isyanlarımı, susturuyorum… Neden yok işte, neden yok… Kızamam, hesap soramam, tek bir söz edemem… Ödeyeceğim her bedel, kabulümdür…

Silva Demirci

10 yorum:

  1. Çoook yorgunum beni bekleme kaptan. Seyir defterini başkası yazsın. Çınarlı kubbeli mavi bir liman , beni o limana çıkaramazsın... Güzel bir şarkı :)) Güzel bir yorgunluk...

    YanıtlaSil
  2. :) Yaşarken, bu denli güzel değildi... Ne zaman ki dindi fırtına, duruldu sular; güzelleşti...

    YanıtlaSil
  3. Tabiatın ustaca dengesini seviyorum. Ne kadar korkunç görünse de ardından çok özel şefkat ve yaşam dağıtır. Fırtına,lavlar, çılın sular; hep doğacak başka yaşamların öncüsüdür...

    YanıtlaSil
  4. Ve her seferinde doğa değişerek, dönüşerek, güzelleşerek tamamlar evresini... Yeni bir başlangıç öncesinde, toprak mis gibi kokmaya başlar... Ne güzeldir, yeniden başlayabilmek...

    YanıtlaSil
  5. Hep çoculuklar özlenir; masum ve çıkarsız, koşulsuz çocukluklar. çocukluğun rüzgarı, soğuğu, yağmuru, güneşi,karı... Halbuki soğuk, rüzgar, yağmur, güneş hiçbir bencillik göstermeden hâla bizim için vardır. Bize şaşkın ve şaşırmış bir şekilde bakar; ne duruyorsunuz, neden bu kadar büyütüp, kendinizi kurtarıcı sayıp, sonsuzun yükünü almaya çalışıyorsun diyerek; uyarırlar bizi. Bazen, harika bir kalemin, ressamın, şairin, yazarın , küçük bir çocuğun, buruşuk elli bir yaşlının yardımlarıyla; uyarırlar...

    YanıtlaSil
  6. Oyle yorgunumki,
    baskalarin kalbini kirmak korkusu kendi kalbimi kirdirmakdan.
    Oyle yorgunumki,
    uykusuz gecen gunlerden
    Oyle yorgunumki,
    yolun karsisindaki isigi gorememekden
    Oyle yorgunumki,
    hayatin yukunu tasimakdan
    Oyle yorgunumki...

    YanıtlaSil
  7. Av Mevsimi diye bir sinema filmi vardı, hani Şener Şen ile Cem Yılmaz'ın oynadığı.. Orda bir vurgu vardı; "bakış açını değiştir" diye... Çok hoşuma gitmişti... Ve şimdi ne zaman, herhangi bir noktada tıkandığımı hissetsem, hemen bakış açımı değiştirip, yeni bir yol bulmaya çalışıyorum... İşe yarıyor sahiden... Ve herşey, aynada kendinize gülümsemekle başlıyor... Gülümsemenin iyileştirme yeteneği süper!:)

    YanıtlaSil
  8. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  9. Silva hanim, haklisiniz sizin dediginiz gibi yapacam.
    Bazen insana icini kagida dokmesi rahatlatiyor, cok tesekkurler :))
    her zaman gulumsemeye unutmiyacagim :)))

    YanıtlaSil

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...