15 Kasım 2010 Pazartesi

Özlüyorum çok…

Koca kalabalıklarda her gün yeni bir parçamız veda ediyor bize, her gün biraz daha eksiliyoruz… Gürültüler arasında duyulmaz oluyor yüreğimizin cılız sesi… Hep geç kalınmış işlere koşarken unutuyoruz kendimizi geride… Ardımızdan hüzünle bakışını içimizdeki çocuğun; görmüyoruz… Görür gibi olduğumuzda ise yetişmesi gereken işler oluyor hep; kendimize göstereceğimiz merhametin celladı…

Her birimiz, bir sürü dosta sahibiz… Sahi, dostluk da ne çok dile düştü... Gözbebeklerinde olmasa da dudaklarda yer bulan koca kahkahalar, hayatı hafife alan konuşmalar, alaylı gülüşler… Ne çok ses var, ne çok renk, ne çok ışık, ne çok hayat, ne çok aldatmaca… Hayatımız ne çok “çoklukla” çevrilmiş, ne çok zenginiz ve ne çok yoksul…

Bu kadar çok konuşurken nasıl bu kadar az olabiliyor özümüze dair sözler… Her gün bir giysi daha giyiniyor, bir duvar daha örüyor, bir kapıya daha kilit takıyoruz… Her gün bir adım daha uzaklaşıyoruz, yakınlaştık sanırken… Her gün biraz daha az samimi, biraz daha az dürüst… Çevremize daha çok insan toplandıkça, daha da yalnızlaşıyoruz… Kalabalıkta görünmez oluyor gözyaşlarımız, yüreğimize akıyor…



Özlüyorum çok,
dedemin dizine başımı koyup, bana hikayeler anlattığı o günleri… Tüm haylazlıklarıma rağmen, saçımda gezinen ellerinden yüreğime akan sevgiyi… Özlüyorum, küçük bir dokunuşa, tatlı bir gülümseyişe, şefkatli bir bakışa yüklenmiş o sınırsız sevgiyi… Koşulsuz ve bedelsiz sevildiğim günleri, özlüyorum çok…

Özlüyorum güzel dostumu… Ben daha başlamadan söze, gözlerimden okuyan söyleyeceklerimi… Gözyaşları benden önce yanaklarından süzülen dost, alıp yorgun kalbimi, kalbinin üzerinde dinlendiren… Tam ihtiyacım olduğu zaman, canımın en çok yandığı anda, her seferinde küçük bir mucize yaratan, beni hep şaşırtan dost…

Özlüyorum çok…

Silva Demirci

2 yorum:

  1. Yaşlı dut ağacını özlüyorum. Her yıl hiçbir pazarlık yapmadan meyve veren;yeşil yaprakları ile koyu bir gölge sunan dut ağacı. Sundurmaya oturmuş ninemin kahve bakışlarında, kahve tüten, çay kokan tahtadan oturakları olan kahvehaneleri özlüyorum.

    Yemek yemekten bile kaldığımız oyun oynamayı kültürleştirdiğimiz çocukluğun akla hayale gelecek olan tüm oyunlarını insanca özlüyorum. Kış rüzgarının masal dağlarından ürpertici kokuları getirişini özlüyorum. Yazın akan Merihç nehrinin uygarlıkların içinden bereketli miller getirmesini özlüyorum. ılgın ağaçlarının kumlu bölgesinde yere düşmeyi,serilmeyi, üstünü batırma korkusu olmadan koşuşturmayı özlüyorum.

    Ne çok şeyler özlüyor insan. :)) Arandıkça özleniyor, koştukça, dağlara, ormanlara, kentlere, kasabalara gidildikçe daha da özleniyor.

    YanıtlaSil
  2. :)) Yazımı geliştirmiş, derinleştirmişsiniz... Ne güzel... Teşekkürler:)

    YanıtlaSil

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...