30 Ağustos 2010 Pazartesi

Her Tercih Bir Vazgeçiştir

Her tercih başka bir şeyden bir vazgeçişmiş...

Enstruman seçmek için bir karar almam gerekiyordu. Ya keman çalacaktım ya piyano; ya flüt çalacaktım ya da akordeon... Olmadı, hepsini istedim, hiçbirinden vazgeçemedim.

Yıllar geçtikten sonra her enstrumanı iyiçalabiliyorum; ama hiçbirinde virtüöz değilim. Bir enstrümanla isim yapamadım. Ne kemanla tanınan bir eserim var, ne de piyanoyla... Bütün enstrumanları iyi çalıyorum, ama kimse tanımıyor beni.

Başarılı olmak için herşey değil, bir şey lazımmış. Başarı bir verişmiş; bir şeyi alabilmek için birşeyi vermek, diğerlerinden vazgeçmek gerekiyormuş. Keşke kemanı seçseydim ve diğerlerinden vazgeçseydim.

Karıma da hayatı zindan ettim, sevgililerime de... Hiçbirinden vazgeçmedim. Yani... Evlilik sadece birisi için karar almak ya, diğerlerinden vazgeçmek... İşte evlenirken ben bunu anlamadan evlenmişim. Evlendikten sonra başka kadınların da olduğu bir hayatı yaşamaya devam ettim. İçlerinden bazılarını daha çok sevdim ama ne onlardan birinde, ne de karımda karar kılabildim.

Yıllar sonra şimdi yapayalnızım... Ne karım kaldı, ne de diğerleri... Keşke birini gerçekten seçebilseymişim ama yapamadım. Tıpkı enstruman seçimi gibi hepsini istedim ve sonuçta elim boş kaldı. Almak için bırakmak gerekiyormuş. Dolu dolu boş yaşamak.

Hayatım boyunca yapacak çok işim oldu; hepsini yapmayı istedim. Hangisinde 'en iyi'yim? şimdi bakıyorum, kazananlar, başarılı olanlar hep bir tek şey yapmışlar. En iyi olmak için önce seçmek ve diğerlerini bırakmak gerekiyor. İşte de böyle, özel yaşamda da... Bu seçimi yapmamız gerekiyor; çünkü mutlaka bazıları daha uygun...

Bir ara ekonomik sıkıntıya düştüm. Tasarruf gerek. Başladım her şeyden %10 kesmeye, ne anlamsız bir uğraşmış bu. %10 daha az peynir yemek, çay içmek. Bu tasarruf çok acı verdi bana, her an hissettim. Her şeyden %10 kesmek tabiatıma uygundu tabii. Çok sonradan anladım; sadece taksiyle dolaşmayı bıraksam yetermiş! Her kalemden %10 değil, etkili kalemi bulmak gerekiyormuş. Yani, orada da seçim yapmak gerekiyormuş...

'Her seçim bir kaybediştir' Her tercih bir vazgeçiştir çünkü... Sabah işe gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik fırsatından vazgeçmiş olursunuz. Kalkar kalkmaz hayat bin seçeneği dayar burnunuzun ucuna... 'Ne giysem' telaşından, öğle yemeğinde 'Ne alırdınız?' diye başucunuzda biten garsona, hangi kanaldaki filmi izlesem kararsızlığından 'bize oy verin' diye bağırışan partilere kadar her şey, herkes, her an sizi ısrarla bir tercihe zorlar. Yastığınıza teslim olmuşsanız, belki dışarda ışıl ışıl bir günden vazgeçmiş olursunuz. Bahar esintileri taşıyan bir elbise belki o gün yaşamınızı ışıldatabilecekken ağırbaşlı bir sadeliğe karar vermekle muhtemel bir tanışıklığı tepersiniz. Belki yemediğiniz musakka, ısmarladığınız İzmir köfteden daha lezzetlidir. Ya da öbür kanaldaki film, o anki ruh halinize daha uygundur.

Ama yaşam, vazgeçtiğiniz şeye ilişkin ipucu vermez. Geri dönüp, o günü gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yaşama şansınız yoktur. Bu seçim oyununda vazgeçtiğiniz şey, seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır. Ama neyin değerli olduğunun kararı da yine size aittir. Ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, bazen şöhret sahnesinin parıltılı neonları da olsa, çoğu zaman gözünüz hiç arkada kalmaz.

Çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz kadınla paylaşamadığınız bir saray sizin borsada, kolay feda edilebilir değerlerdendir. Hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz. Her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir.

Ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir.

Can Dündar

29 Ağustos 2010 Pazar

İnsan ne zaman özgür olur?

İz bırakanda, iz bırakma kaygısı sona erdiğinde özgürlüğüne kavuşur insan...

Silva

Yardım

Yardım et, diyorsun...
Susuyorum...
Kızıyorsun...

Nasıl anlatsam, bu yolculuğa herkesin tek başına çıkmak zorunda olduğunu... Karanlık görünüyor yol, biliyorum ama o yolu aydınlatacak ışığın da sadece senin yüreğinde olduğunu... Gözlerini kapattığın sürece, ışığı göremeyeceğini yani asıl sorunun karanlık olmadığını nasıl anlatmalı...

Uğultu kesilmeden, sessizlik gelmez... Sesler kesilmeden, yolculuk başlamaz... Yanına arkadaş aramaktan vazgeç... Aradığını, ancak kendi rehberliğinle bulabilirsin...

Sahi, kendinden neden bu kadar çok korkuyorsun?...

Silva

Neden hayatında biri yok diye soranlara...

Neden hayatında biri yok diye soranlara:
Hani bazen durakta belli bir otobüsü beklersiniz ya on dakika, onbeş dakika, yirmi dakika beklersiniz gelmez.
Bu arada başka alternatiflerde geçer ama binmezsiniz. Ne de olsa "beklemişsinizdir o kadar" boşa gitsin istemezsiniz.
Sormayın artık bana.!
Herhangi biriyle değil, beklediğime “değecek” olanla devam etmeliyim bu yola!.. Durakta yaşlanmak olsa da işin ucunda...
Can Yücel

20 Ağustos 2010 Cuma

Kurumsal siteler neden ölü?

Kurumların kendilerini ifade etme ve hedef kitleleriyle güçlü ilişkiler kurabilmelerinin en önemli arenalarından biri olan kurumsal web siteleri, dijital medyanın çok önem kazandığı günümüzde bile hala yeterince doğru ve etkin kullanılamıyor.

Bir yandan hem dünyada hem ülkemizde, gözler günümüzün popüler mecrası sosyal medyaya kilitlenmiş ve pazarlama dünyasının en önemli gündem maddesi bu konu olmuşken, diğer yandan pek çok kurumun web sayfasını bile yeterince aktif kullanamıyor olması, online PR çalışmalarında nerede olduğumuzun da küçük bir işareti.

Kurumsal sitelerin tasarım ve içerik konusunu başka bir tartışma konusu olarak bir yana bırakıyorum ancak bazı temel bilgiler ve güncellemeler var ki, hem kurumun imajını etkiliyor hem de medyanın işini güçleştiriyor.

Basın mensubu, güncel basın bültenlerine ve görsel materyallere kolayca ulaşabilir olmalı…
Medya mensupları zaman baskısı ve her zaman acil olan bilgi ihtiyaçları nedeniyle, en doğru bilgiye en hızlı biçimde ulaşacakları kaynaklar isterler. Bilgi ihtiyacı duydukları konu bir kurum ile ilgiliyse, ilk başvuru kaynağı da, o firmanın web sitesi olur.

Ancak pek çok kurumun web sayfaları, ölü bilgi alanları. Güncellenmeyen web siteleri, basın mensuplarına vakit kaybettirdiği gibi, zaman zaman da haberlerde hatalı bilgi kullanımına neden olabiliyor. Oysa hem basın bültenlerini hem de duyurularını kurum öncelikle kendi kurumsal web sayfasında yayınlamalı.

Basın mensuplarının işini kolaylaştıracak bir diğer konu da markaların, kurumsal sitelerinde muhakkak, yüksek çözünürlükte logolarını ve firma yetkililerinin görsellerini, hızlıca download edilebilecek şekilde sunmalarıdır. Web sitesinde kurumsal görsellerin yer aldığı bölümü bulmak da zahmetli olmamalı; tüm kurgu basın mensubuna ve ziyaretçiye doğru ve güncel bilgiyi en hızlı biçimde sunmak üzerine yapılanmalı. Mevcut sitelere baktığımızda ise, pek çok kurumun web sitesinde yayınlanan basın bültenlerinin, neredeyse bir yıl öncesine ait olduğunu görüyoruz. Bu kurumların arasında, basın için önemli birer haber kaynakları olan PR ajanslarının bile olması ise dikkat çeken bir diğer detay…

En iyi iletişim araçlarından biri kurumsal sitelerdir…
Kurumsal web sayfalarının güncel olması sadece medya mensupları için değil, hedef kitle için de önemli. Çünkü artık tüketicinin pek çok konuyu internet üzerinden araştırarak karara vardığı bilinen bir gerçek. Kurum ile ilgili bir dedikoduyu merak eden veya örneğin kurumun yeni başlattığı kampanyasından haberdar olmak isteyen ziyaretçi, kurumun web sayfasında en doğru ve net bilgiye ulaşabilir olmalı.

Kısacası, kurumsal sitelerin güncel, dinamik ve dikkat çekici olması, kurum ile hedef kitle arasında sağlıklı bir iletişim kanalı kurulmasını sağlar. Web sitelerini gerçekten çok iyi birer iletişim platformu olarak kullanan 5-10 firmayı bir tarafa bırakırsak, tüm markaların kurumsal web sayfalarını bu gözle yeniden değerlendirmelerinde fayda var.

Ünlü kullanımında etki gücünü azaltan hatalar!

Son dönemlerde markalar, reytingi yüksek ünlülerin kapısında yatıyor. Özellikle de, en çok izlenen dizi oyuncuları, paylaşılamıyor. Ama bu isimler, reklamda ünlü kullanımında başarının temel kurallarını da alt-üst ediyor!

Aslında, markaların reklamda ünlü kullanımına başvurması değil sorun; elbette her firma, hedef kitlesine ulaşmanın en etkili yolunu aramalı ve eğer nitelikleri uygunsa, halkın beğenisini veya güvenini kazanmış ünlülerden, marka elçisi olarak yararlanmalı. Ancak, günümüzde mesele, marka için en doğru ünlüyü seçmek değil de, reklamda ünlü yarıştırmak sanki…

Sonuç; hızla tüketilen yüzler, marka-ünlü arasında doğru düzgün kurulamayan ilişkilendirmeler ve dolayısıyla çok para harcansa ve kısa sürede satışa katkısı sağlansa bile, hızlıca unutulup giden kampanyalar…

ETİNDEN DE SÜTÜNDEN DE…
Oysa ünlü desteği, sadece reklamla sınırlandırılacağına, pazarlama iletişiminin bütününde kullanılmasının yolları aransa hatta PR desteği ile marka-ünlü ilişkilendirmesi kuvvetlendirilse ve tüketici ile daha güçlü bağlar kurulsa; koca bütçeli kampanyalar “sabun köpüğü” olmaktan da kurtulur belki…

Günümüzde tüketiciye ulaşmanın bin bir yolu var. Hedef kitleyi etkileme özelliklerine sahip bir ünlü ile anlaşma yapıldığında, bu sadece bir reklam anlaşması olarak görüleceğine, ünlünün gerçekten “marka elçisi” olması sağlansa ve tüm tanıtım stratejisi de bunun üzerine kurulsa, yani etinden de sütünden de faydalanılsa, anlaşmanın sağlayacağı geri dönüşün kat kat artacağı tartışılmaz.

Tabi ki bu anlaşmaların daha uzun süreli tutulması, o ünlünün aynı dönemde ve hatta anlaşma bittikten sonra da belli bir süre, başka bir markanın reklamını yapmaması sağlanmalı. Çünkü tüketici, markayı temsil eden ünlüyü kısa bir zaman sonra başka bir markanın reklamında gördüğünde, güven kaybı yaşadığı gibi, markayı hatırlama oranı da düşüyor.

Diğer yandan, özellikle genç kitleye seslenen markalar; reklamlarını interaktif hale dönüştürerek, etkileşim sağlamalı ve marka-ünlü-tüketici deneyimlerini artırmalı. Ünlü desteği, genç neslin popüler iletişim mecrası olan internete de taşınmalı ve böylece tüketicinin, markayla daha sık karşılaşması sağlanmalı.

Örneğin, marka elçisi olan ünlünün de aktif olarak rol aldığı yarışmalar düzenlense, tanıtım kampanyaları bu yarışma sonuçları üzerinden devam ettirilse, benzer konseptlerle oyun siteleri kurulsa, sosyal paylaşım ağlarından faydalanılsa yani kısacası reklam kampanyası, tüketici ile markayı daha sık ve eğlenceli ortamlarda buluşturacak etkinlikler ile desteklense ve tüm bu faaliyetlere bir de PR ışığı tutulsa; marka satış rekorları kırar üstelik tüketicinin aklında ve kalbinde de farklılaşarak, özel bir yer edinir.

ÇOK POPÜLERLİK BÜYÜK TEHLİKE!
Ünlü desteğine başvurmak isteyen markaların en çok dikkat etmesi gereken konu ise, markayı temsil edecek ünlüyü seçme süreci olmalı.

Marka elçisi olması düşünülen ünlü hedef kitlenin gözünde nasıl bir imaja sahip, özellikleri markanın hangi özellikleri ile örtüşüyor yani marka ile ünlü arasında nasıl bir ilişki kurulabilir, daha önce hangi markaların reklamlarında rol almış, o marka ile ne kadar özdeşlemiş; tüm bu soruların yanıtları detaylı olarak araştırılmalı, analiz edilmeli…

Farklı markalar tarafından çok sık kullanılmış ünlüler, kampanyalar için önemli bir tehdittir. Sevilen yüzler, birgün X markanın reklamında tüketicilere seslenirken, ertesi gün Z reklamıyla ekranlarda boy gösteriyor. Mesajlar karışıyor, hatırlanma oranı düşüyor; markanın o ünlü üzerinde kurduğu hayalleri, hayal olarak kalıyor… Bunun son örneklerinden biri, günümüzün en popüler ekran yüzlerinden biri olan Beren Saat.

Beren Saat, Rexona ile anlaşmayı bu yıl yaptı. Nisan başında ünlü oyuncuyla çekilen reklam ekranlarda yerini aldı. Rexona reklamları tam hız devam ederken, 10 Haziran’da Beren Saat bu sefer de Patos’un reklamında ekranlarda boy göstermeye başladı. Tüketici Rexona-Beren Saat ilişkilendirmesini daha yeni kurarken, Patos-Beren Saat reklamıyla ipler koptu.

Reklamverenin paylaşamadığı ünlülerden biri de Kadir Çöpdemir. 14 Mayıs itibariyle Worldcard reklamlarında tüketicilere seslenmeye başlayan Çöpdemir, 24 Haziran’dan beri ekranlarda bir de MNG Kargo reklamıyla boy gösteriyor…

Bir diğer örnek de Seda Sayan… Şimdi çıksak sokağa, sorsak “Seda Sayan hangi reklamda oynuyor?” diye, Pepsi mi derler yoksa Lays mi? Aralık ayında Pepsi reklamında tüketicilere seslenen Sayan, Ocak’ta ise Lays için tüketicilere çağrıda bulunuyordu. Akılda kalan Seda Sayan mı yoksa marka mı? Marka ise, peki hangisi?

Örnekleri çoğaltmak mümkün ama söylemek istediğimi anladınız…

Şimdi, ünlü kullanan markalar için yanıtlama zamanı;
· Marka elçinizin elçiliği, sadece reklamda mı?
· Seçtiğiniz ünlü size gölge mi yapıyor, ışık mı tutuyor?

Son not:
Konumuz ile doğrudan ilgisi yok gerçi ama son zamanlarda ekranlarda gördüğüm ve her gördüğümde sinirlerimi hoplatan Oneo reklamına değinmeden geçemedim. Ülker’in yeni markası Oneo’nun reklamında, bir dönem Turkcell reklamlarında sempatik oyunculuğu ile öne çıkan rapçi Ragga Oktay oynuyor. Ancak bu reklamda sempatiklikten eser yok. Bence yılın en kötü reklam ödülleri dağıtılsa, bu reklam ilk sıralara yerleşir. Yani Ragga Oktay’ın dönüştüğü embesil karakterin tükettiği ürünü alıp denemek isteyen olur mu gerçekten? Reklamı izlemek için; http://www.medyaloji.net/haber/oneo_reklam.htm

19 Ağustos 2010 Perşembe

Bildiklerini anlat, ama aklı vermeye kalkma...

Bildiklerini anlat, ama aklı vermeye kalkma.
Anlatılanları iyi dinle, ama hepsini doğru sanma.
Sessiz kalmak, bir şey bilmediğin anlamına gelmez, çok konuşmak da çok şey bildiğini göstermez.
Herkesi kendine eşit gör, her kim olursa olsun bir insanı küçümsemek akılsızlık, çok büyük görmek de korkaklıktır.
Cesaret akıldan gelirse cesaret, bilgisizlikten gelirse cehalettir…

Mevlana Celaleddin Rumi

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...