28 Ekim 2010 Perşembe

Çok iyi yönetilen bir KSS projesi: Çocuklar Gülsün Diye

Gülben Ergen’in önderliğinde başlatılan Çocuklar Gülsün Diye adlı sosyal sorumluluk projesi, başarılı iletişimiyle dikkatleri üzerine çekiyor. Bireysel bir hareket ile başlayan proje, pek çok kurumun büyük yatırımlarını bile gölgede bırakıyor. Projenin bu kadar yüksek ilgi görmesinde ünlü sanatçının rolü elbette çok yüksek. Ancak, proje sadece magazinel boyutuyla değil, iletişim stratejisi ile de ilgi çekici.

Gülben Ergen, son zamanların marka imajını en iyi yürüten isimlerinden biri bence. Ünlü sanatçı, Türkiye’deki pek çok sanatçının aksine, iletişim çalışmaları için profesyonel destek alıyor. Attığı her adım, söylediği her söz önceden planlanıyor. Sanatını beğenin ya da beğenmeyin ama Gülben Ergen imajını, tıpkı bir markanın imajını yönetir gibi, titizlikle yönetiyor.

“Çocuklar Gülsün Diye” her şeyi değiştirdi…
Üzerinden çok uzun zaman geçmedi aslında, kaset skandalı ile büyük bir kriz yönetmek zorunda kaldı sevilen sanatçı. Bu beklenmedik olay, kendisi için o güne kadar yürüttüğü marka iletişiminde önemli bir tehditti; krizi iyi yönetti, sonrasında biraz sessiz kaldı, derken evlendi, anne oldu, ortalık duruldu, olay unutuldu…

Bu süreçte çok göz önünde durmadı ama özellikle genç hayran grubuyla iletişimini sürdürdü. En büyük fanclublardan biri Gülben Ergen’indir mesela. Gençlere hep yakın oldu, onlarla bir araya geldi, onlara kendini anlattı, katıldığı programlarda, konserlerinde onları öne çıkardı. Sahnelerden uzak durdu ama kendisini unutturmadı…

Ve bu sene, uzun zamandır devam eden sessizliğini sürpriz bir proje ile sona erdirdi. Yurt dışındaki sanatçıları örnek almış, önemli bir sosyal sorumluluk projesine öncülük ediyordu: “Çocuklar Gülsün Diye”… Anneydi, anaokulu çağındaki çocukların gelişimini destekleyen bir eğitim projesiyle; güvenilir, samimi, sıcak, azimli ve farklı bir kimlik ortaya koydu…

Mart sonunda başlayan proje, çok kısa sürede, önemli bir bilinirliğe ve başarıya ulaştı. Bunda kendisine yol arkadaşlığı yapan iletişim uzmanları Feride Edige ve Elvan Oktar’ın rolü büyüktü elbette. AÇEV’in de desteğini alan ünlü sanatçı, başarılı bir iletişim stratejisi ile örnek bir proje ortaya çıkardı.

“Çocuklar Gülsün Diye” medyanın en çok ilgi gösterdiği dördüncü KSS projesi…
Gülben Ergen’in başarısındaki temel etkenlerden biri de, medyadan aldığı destekti. MTM Medya Takip Merkezi’nin Türkiye’de yürütülen tüm kurumsal sosyal sorumluluk projeleriyle ilgili yaptığı medya araştırmasını incelediğimizde de, Çocuklar Gülsün Diye kampanyasının başarısı net bir şekilde ortaya çıkıyor. Araştırmaya göre 2010 yılında, Gönül Köprüsü (Turkcell), Kardelenler (Turkcell), Aile İçi Şiddete Son (Hürriyet) kampanyalarından sonra basının en çok yer verdiği dördüncü proje, Çocuklar Gülsün Diye projesiydi. Bireysel hareket ile yürütülen bir projenin bu denli ilgi ve destek görüyor olması, başarılı iletişimin de önemli göstergelerinden biri.

Türkiye’nin toplumsal hayata katkıları ile dikkatleri üzerlerine çeken ve en başarılı basın yansıması sağlayan ilk beş kurumu Turkcell, Türk Telekom, İş Bankası, Hürriyet Gazetecilik ve Koç Holding çeşitli alanlardaki projeleri ile gazete ve dergilerde yer bulurken, Çocuklar Gülsün Diye projesi ise bireysel olarak yürütülen tek sosyal sorumluluk kampanyası olarak bu kurumlar arasında yerini alıyor.

Gülben Ergen’in önderliğinde yürütülen projenin kısa zamanda sağladığı yüksek bilinirlikte, yürütülen iletişim faaliyetleri kadar, sanatçının kişisel özelliklerinin de etkisi büyük. Örneğin bu proje için başından beri gençlere güvendiğini dile getirdi ünlü sanatçı. Onlarla zaten güçlü bir iletişimi vardı. Üniversiteleri ziyaret etti, onlardan destek istedi. Gönüllü abla-ağabey ağı oluşturdu. Yerinde ziyaretlerin yanı sıra, sosyal medyada hedef kitlesiyle iletişimde sürekliliği sağlayarak projeyi hep gündemde tuttu.

Gülben Ergen, sosyal medyanın aktif ve popüler kullanıcısı…
Türkiye’nin Twitter’da en popüler ve en fazla takipçisi olan üçüncü ismi olan Gülben Ergen, Facebook’ta da büyük bir kitle tarafından izleniyor. Ünlü sanatçının fanclub sitesi ve www.cocuklargulsundiye.org siteleri güncellenme sıklıkları ile dikkat çekiyor. Yani Gülben Ergen geleneksel medyadan büyük destek alıyor ama aynı zamanda sosyal medyada da kişisel medyasını oluşturmuş ve yüksek erişimlere ulaşmış durumda. Sosyal ortamda aktif olarak faaliyet gösteren ünlü sanatçı, oluşturduğu büyük takipçi kitlesi sayesinde sesini tüm kurumlara hızlıca duyurabiliyor ve projesine destek sağlayabiliyor.

Sosyal medyadaki başarılı iletişiminin son örneği ise habersiz gittiği Mardin’de ziyaret ettiği okulunda karşılaştığı eksikler karşısında hissettiği üzüntüyü, Twitter hesabında samimi bir dille dile getirmesinde ve hemen sonrasında medyada bulduğu yankıda görebiliriz. Çıkardığı ses öyle büyük oldu ki, Milli Eğitim Bakanlığı bu baskıya hızlıca yanıt verip, sorunları giderme sözü verdi. Pek çok kuruluşun büyük çabalar harcadığı halde sesini duyuramadığı veya yanıt alamadığı kurumlar, Gülben Ergen’in hem geleneksel medya hem de sosyal medyadaki iletişim gücü karşısında mucizevi hızda refleksler gösteriyor. Bu da hem ünlü sanatçıya hem de projeye büyük bir güç katıyor.

Güçlü iletişim yeteneği… Hassas, kararlı, titiz… Kampanyanın takipçisi…
Projenin sözcüsü Gülben Ergen, bütün röportajlarında aynı mesajı veriyor; ne istediğini bilen, yürüttüğü projenin her detayıyla ilgilenen, sorumluluk üstlenen, hassas, duygusal ama güçlü ve kararlı… Sadece parayı verip, kenara çekilmiyorum, aynı zamanda sürekliliği için de sorumluluk alıyorum, diyor. Okulun servisinden, yangın söndürme cihazına, halının renginden kullanılan oyuncaklara varıncaya dek her detayı ile ilgilenen ve bu detaylara titizlikle dikkat çeken ünlü sanatçı, bağışçılar nezdinde de güvenilir bir imaj yaratıyor. Böylece, projeye her geçen gün daha da büyük destekler sağlıyor.

Sonuç olarak, talihsiz bir olayla karşı karşıya kalan ve önemli bir krizi yönetmek zorunda kalan Gülben Ergen, iyi kurgulanmış ve planlı bir iletişim çalışmasıyla hem izlenimleri pozitif olarak değiştirdi ve ülkenin en güvenilen sanatçıları arasında üst sıralara yerleşerek kişisel markasını güçlendirdi hem de toplumsal hayata sağladığı katkı ile Türkiye’nin dev kurumları arasında kendisine yer açtı.

Gülben Ergen, azmini ve kararlığını koruyabilir ve PR’ı bu başarıyla sürdürmeye devam ederse, Çocuklar Gülsün Diye projesi ile rekor bir başarıya imza atacak. Benim öngörüm, Türkiye’nin bireysel yürütülen sosyal sorumluluk projeleri arasında Gülben Ergen’in, ismini ilk sırada yazdıracağı yönünde… Bekleyip, görelim…

Silva Demirci

27 Ekim 2010 Çarşamba

Bazı insanlar sadece sevmeyi bilir...

Evet, yaşadım, gördüm, öğrendim.
Sevgi ve aşk sadece tek kişi tarafından yaşanabiliniyor.
Aşkın karşılığı yok.
Bazı insanlar sadece sevmeyi bilir, karşısındaki sever mi sevmez mi hiç düşünmeden sever.
Hep bekler sevecek diye ve sonunda görür ki sizi kırmamak adına hatır için kendini zorlayarak karşılık verme çabasındadır.
Oysa ki herkes duygularında özgürdür ve kimse kimseyi zorla sevemez.
Kırgınlık olmaz aşkta.
Seviyorsan, gerçekten aşkını yüreğinde hissediyorsan, bırakacaksın sevgiliyi özgürce kanat çırpsın ve nerede, kiminle mutluysa, tadına vararak yaşasın...
Onun mutluluğunu uzaktan seyrederek yaralarını sarmayı da öğrenmek gerekir...

Aşkın Gözyaşları
Tebrizli Şems
(Sinan Yağmur)

18 Ekim 2010 Pazartesi

Evren eski bir dostla buluşturduğunda…

Başka bir dünyadan, hayatıma usulca girdiğin o günden beri, yolculuğum çok daha keyifli… Daha kolay değil. Hayır, hiç kolay değil ama daha keyifli…

Sen ile ben arasında, adı konmamış, biçimi belirlenmemiş bir şey var… Ayrı gibi dursa da dünyalarımız, ruhlarımız kardeş… Sen gözlerimdeki yıldızlara büyülendin, ben hayatı sorgulatan sözlerine…

Hayatın sıradan akışında, bir sürü gelenek ve kurallar silsilesi altında ezilip büzülürken ben, tutup elimden başka bir hayata çekiverdin… Soluklandım, duruldum, huzur buldum…

Sen benim acıma dokundun; ben söylemeden daha bildin, çünkü acıyan yerin aynıydı… Merhemi sürerken yarama, sen de iyileşiyordun; gözlerine yıldızlar doluşuyor…

Derin bir yalnızlıkla acı çeken ruhlar, birbirini er ya da geç bulurmuş. Ve buluşma gerçekleştiğinde, bir daha asla bırakmazlarmış yüreklerinin ellerini… Tutunduk biz de kanatlarımıza sımsıkı; ayrı semalarda uçsak da, ayrı düşmedik hiç…

Senin dünyan başkaydı sanki ama eski bir dost gibi tanıdıktı kokusu… Başka kurallar, başka inançlar, başka değerlerdi konuşan… Bir solukta çektim içime, dinledim, süzdüm, seçtim; içime dolup dönüştürdü beni, değiştirdi… Derin uykumdan uyanıp, yorgun ama tatlı bir mahmurlukla baktığımda gözlerine, tanıdım bunca zamandır hasretini çektiğim gizi; binlerce yılın sırrını, teninde taşıyordun…

Dışarıda, rutin bir gün, hayat akıp gidiyor, karışıyorum o kaosun içerisine…
Dudağımın kenarında, bir tebessümde taşıyorum gizli dünyamı…
Herkes biliyor, hissediyor da gücümü; kimseler bilmiyor sırrımı…
Sen benim, yorgun düştüğümde usulca sığındığım mucizeler dükkânımsın…

Silva Demirci

12 Ekim 2010 Salı

Sosyal duyarlılık marka değerini yükseltiyor

Özel şirketlerin, kurumsal sosyal sorumluluk projelerine ve bu projelerin iletişim faaliyetlerine yaptıkları yatırımlar artarak devam ediyor. Çevre, eğitim, sağlık, kültür-sanat faaliyetleri, spor, vb. pek çok toplumsal konuya verilen destekler ile daha iyi koşullara sahip bir ülke olma yolunda ilerliyoruz. Elbette bu kurumlar da, hedef kitlelerinin kalbinde farklılaşıyor, daha saygın ve daha değerli hale geliyor. Yani “sosyal duyarlılık” hem kuruma önemli katkılar sağlıyor hem de toplumsal hayata…

Şöhret dünyası da “sosyal sorumluluk” kavramı ile tanışıyor…
Muhakkak ki, siz de fark etmişsinizdir. Son birkaç yıldır, kurumların yanı sıra, sanat ve eğlence dünyasının önemli isimleri de, toplumsal sorunlara gösterdikleri ilgi ile öne çıkıyorlar. Yurtdışında popüler isimlerin sosyal sorumluluk projeleri içerisinde aktif rol aldıklarını zaten biliyorduk ama ülkemizdeki bu gelişme, henüz yeni…

“Sosyal sorumluluk” bilincinin artmasındaki önemli nedenlerden biri, bilinirliğini ve saygınlığını artırmak yani daha değerli bir isme (markaya) sahip olmak isteyen ünlülerin, toplumun gözünde farklılaşmak ve kalıcı olmak için yeni yollar arıyor olması. Bu isimler, menajerlik hizmetinden farklı olarak, imaj ve konumlandırma konusunda da ya bir PR ajansından yahut bir PR uzmanından destek alıyorlar.

Tabi, yapılan pek çok araştırmada da ortaya konulduğu gibi, “toplumsal duyarlılık” kişi ve kurumların farklılaşmasında ve öne çıkmasındaki önemli etmenlerden biri. Toplumu ilgilendiren sorunlara gösterdikleri ilgi, onları sadece eğlence zamanı akla gelen insanlar olmaktan çıkarıyor. Hayatımızın içinde, hayatımız için çabalayan değerli insanlar olarak konumlanıyorlar…

Kısacası, son zamanlarda ünlülerin sosyal konulara duyarlılığının artmasının önemli nedenlerinden biri, bu tür çalışmaların imajlarına önemli katkılar sağlıyor olması. Nasıl ki ticari şirketlerin (hangi gizli ticari kaygıları taşıyor olurlarsa olsunlar) kurumsal sosyal sorumluluk projelerini destekliyorsam, aynı şekilde ünlü isimlerin de bu yönde attığı her adımı tüm kalbimle alkışlıyor ve bu sayının daha da artmasını diliyorum.

Örneğin geçtiğimiz aylarda ünlü şarkıcı Gülben Ergen’in başlattığı Çocuklar Gülsün Diye adlı kampanya, hem çocukların eğitimine katkı sağlıyor hem de sanatçının marka değerini artırıyor. Toplumsal konulara verdiği destek ile Sezen Aksu, Hülya Avşar gibi isimler de sıklıkla öne çıkıyor. Sosyal sorumluluk bilinci ile öne çıkan ve dikkatleri üzerine çeken son isim ise popüler sanatçı Tarkan…

Allianoi’ye Tarkan dopingi!
Şüphesiz ki medya; günümüzün, kamuoyu oluşturmadaki en önemli ve etkili gücü. Medyanın desteğini arkanıza almadan, bir değişim yaratmanız neredeyse imkansız!

İşte, yok olmak üzere olan, yeryüzünün bilinen en eski sağlık yurdu Alliano’nin hikayesi de, buna güzel bir örnek. Çevreciler, uzun zamandır Allianoi’yi kurtarmak için çabalıyorlardı, ne var ki, bir türlü medyanın ve ilgililerin dikkatini çekemiyorlardı.

Her şey birdenbire oldu…
Derken küçük bir şey oldu… Doğa Derneği ile beraber Allianoi’yi ziyaret eden ve burayı fotoğraflayan Tarkan, Facebook’taki sayfasında, “Allianoi yok olmasın” çağrısında bulundu.
Çevre Bakanı, Tarkan’ın bu işe “burnunu sokmasına” çok kızdı.
Bakan’ın tepkisinden kimse haz etmedi.
Derken, Allianoi birden meşhur oldu.
İşte bu, çevreciler için büyük bir fırsat oldu.
Bilinmez elbette ama ünlü sanatçı Tarkan ile Çevre Bakanı arasında yaşanan tartışma, Allianoi’nin kaderini belki de değiştirecek.

Medya desteği ile kazanılan büyük güç…
Merak ettim, konunun medya yansımalarını, MTM Medya Takip Merkezi’nin medya analistlerine analiz ettirdim. Tarkan öncesi ve sonrasında, medyada Allianoi ne kadar ve nasıl yansıma buldu, incelediler. İşte, o analizden ortaya çıkan dikkat çekici tespitler;
  • Haziran-Temmuz ve Ağustos aylarında Allianoi ile ilgili sadece 20 haber/yazı yayınlanırken, Tarkan’ın Eylül başında yaptığı açıklamanın ardından, 1-22 Eylül tarihleri arasında konuyla ilgili toplam 419 haber/yazı yayımlandı. Yani Tarkan, Allianoi’ye medyanın ilgisini tam 21 kat arttırdı.
  • Tarkan öncesindeki üç aylık süreçte gazetelerde konuya ayrılan alan sadece bir gazete sayfasını bulurken, Tarkan ile beraber gazete sütunları da Allianoi’ye açıldı, konuya tam 34 gazete sayfası kadar alan ayrıldı.
  • Allianoi’ye Tarkan desteğine basının yoğun ilgisi, konuyla ilgili haberlerin kişilere toplam 155 milyon kez ulaşmasını sağladı. Bu haberler ile kamuoyunda önemli bir bilinirlik ve farkındalık yaratıldı. Üç aylık süreçte basında yayınlanan haberler ile ulaşılan erişim ise sadece 7,5 milyonu bulabilmişti.
  • Haberlerin büyük kısmında Allianoi’nin adı; başlık, alt başlık, spot, fotoğraf gibi, okuyucunun fark etme ihtimali yüksek alanlarında kullanıldı.
  • 1-22 Eylül tarihleri arasında 81 köşe yazarı, toplam 112 defa Allianoi’yi ve Tarkan-Bakan tartışmasını köşesine taşıdı.
  • Konunun bu kadar ilgi görmesinin temel nedeni ise Bakanı’nın gafları oldu; “Allianoi diye bir yer yok!”, “Herkes bilmediği bir konuya burnunu sokarsa yanlış olur”, “Ben de şarkı söylemeye kalkarsam işler çok değişir” gibi açıklamalar, basının ve köşe yazarlarının sert eleştirilerine neden oldu.
Sonuç;
Tarkan-Allianoi-Bakan Eroğlu üçgenindeki gelişmeler ile beraber;
  • Tarkan, uzun yıllardır uzak kaldığı Türkiye’ye yeniden ve güzel bir dönüş yaptı. Toplumsal duyarlılığını ortaya koyarak, kalplerde iyi duygular yarattı.
  • Düne kadar çığlıkları duyulmayan Allianoi, birden ülke gündemine yerleşti. Bakan, kamuoyunu ikna etmeye çalıştı. Tepkiler durulmuyor, belki böylece Allianoi için yeni bir kader yazılır.
  • Bakan Eroğlu, sürecin bütününde sergilediği yaklaşımlar ve düşünceleri ile aydınlardan, çevrecilerden ve medyadan büyük tepki gördü. İmajı zedelendi. Oluşan negatif algıyı değiştirmek için röportajlar verdi, Allianoi’nin yok olma gerekçesini anlattı, anlayış istedi. Şu ana kadarki yansımalarda, olumlu bir duygu yaratamadığı görülüyor. Bundan sonrası, yeniden iletişime kalmış…
En önemli sonuç ise, günümüzün en önemli değerlerinden biri “sosyal sorumluluk” ve kim olursanız olun, toplumun kalbinde iyi duygular yaratarak farklılaşmanın yolu, toplumdan aldığınızın bir kısmını topluma geri ödemekten geçiyor…
Silva Demirci

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...