21 Kasım 2011 Pazartesi

Avuçlarımdaki kelebek...

"Avucunuzdaki kelebek" hikayesini, çoğunuz bilirsiniz... Beni çok etkileyen ve yaşama anlayışımı değiştiren hikayelerden biridir. Hikaye şöyle;

Zamanın birinde, çok akıllı iki kardeş yaşarmış. Etraftaki ve okuldaki bilgiler kendilerine yetmediğinden, annesi onları, bulundukları beldenin bilge adamına götürmüş.
Kardeşler, bilge adama pekçok sorular sormuşlar ve her defasında kendilerinin tatmin olduğu cevaplar almışlar. Bundan çok memnun olan kardeşler, bir müddet için bilgenin yanında kalıp daha çok şey öğrenmek için annelerinden izin istemişler ve bilge adamın yanında kalmışlar.
Bilge adama sordukları sorulara aldıkları cevaplara çok sevinen ve mutlu olan çocuklar bir süre sonra bu işten sıkılmaya başlamışlar. Bilgenin bilemeyeceği bir soru bulmamız lazım diye düşünmüşler.
Kardeşlerden biri, "Buldum!" demiş. "İki elimin arasına bir kelebek koyacağım ve bilge adama soracağım. Avucumun içinde bir kelebek var, canlı mı ölü mü? Ölü derse kelebeği bırakacağım, canlı derse avucumu hafifçe bastıracağım. Her ne derse, cevabını bilemeyecek!"
Kelebeği ellerinde tutan kardeş, kapalı tuttuğu ellerini bilgeye doğru uzatmış ve sormuş.
"Avucumun içinde bir kelebek var. Canlı mı, ölü mü?"
Bilge uzun uzun çocuğun gözlerine bakmış ve cevaplamış:
"Senin ellerinde evladım, senin ellerinde..."

Başımıza gelen kötü olayların nedenini dışarıda aramak, kaynağı hep kendi dışımızdaymış gibi görmek, galiba bizi geçici de olsa, rahatlatan bir düşünce biçimi... Taaaa çocukluktan öğreniriz bunu üstelik. Hatırlayın mesela;
  • Yere düşüp ağlamaya başlayan küçük çocuğu yerden kaldırıp avutmaya çalışan anne/baba/babaanne, yere bi şaplak atar. Yer düşürmüştür çocuğu, çocuğun hiç suçu yoktur. Çok çoğaltılabilir bu örnekler ama gereksiz... Ne öğretildi bize? Kaynak dışarıdadır...
  • Derken büyürüz biraz. Arkadaşlarımız olur. Kavga ederiz bi nedenle. Belki dövüşürüz. Anne-babalarımız yetişir hemen imdadımıza. Gözyaşlarımıza kıyamaz, paylarlar o an için düşman saydığımız arkadaşımızı. Haksızdır, hatalıdır, kesinlikle suçlu odur... Ve işte, bir kez daha öğrendik; kaynak dışarıdadır...
  • Okula başlarız. İyi notlar alıyorsak, bizim başarımızdır. Kötü notlar alıyorsak, "öğretmen verdi"dir!:) Anne-babamız buna inanmak, bunu duymak ister. Biz de artık alışmışızdır böyle düşünmeye... Kaynak yine dışarıdadır...

Böylece akıp gider hayat... Böylece, atarız hayatımızın sorumluluğunu üzerimizden. Başarı için, iyi (!) öğretmenler, yöneticiler, işverenler gerekir hep. Mutluluk için çok para, güzel/yakışıklı sevgili ve daha bir sürü şey... Çok zordur yaşamak, mutluluğu bulmak, korumak... Günden güne daha mutsuz, daha aciz oluruz... Severiz galiba mazlumu oynamayı... Böylece rahatlatırız kendimizi...

Yukarıda verdiğim örnekler, yaşadığım örnekler değildi, gözlemlerim sadece. Ben çok şanslı bir çocuktum. Çünkü ailem bana hep sorumluluk almayı öğretti. Bir yanlış varsa ortada, taraflardan biri olduğumu ve muhakkak bir paya sahip olduğumu, aksinin mümkün olmadığını öğrettiler. Bu nedenle, bir türlü beceremem insanlara kızgın kalmayı, suçlamayı... Yani öfkelenirim tabi ama öyle çabuk dönerim ki kendi içime, kendi olası hatalarımı öyle çabuk fark ederim ki; bu fark ediş sonrasında öfkeyi korumak mümkün olmaz...

Yine de, zamanla öğrendim ki kaynağı dışarıda sanmak, insanların hayatını kolaylaştırıyor. Kesinlikle daha mutlu olmuyorlar ama daha kolay oluyor bu düşünceyle yaşamak... Hem, çabalamak da gerekmiyor... Kader işte, hayat böyle adaletsizdir... Ona da, bu kaderi yaşamak düşmüştür, elinden ne gelirdir ki...

İşte, yazarını bilmediğim ama yüreğimi minnetle dolduran "Avucunuzdaki kelebek" hikayesi, bana her seferinde, hayatımın iplerinin benim elimde olduğunu hatırlatır. Yaşadığım ve yaşamakta olduğum her şeyi... Kendi seçimlerimi... Ailemi, dostluklarımı, aşklarımı, işimi, yaşadığım şehri, içinde olduğum çevreyi... 

Galiba, söylemek istediğimi en iyi, Leo Buscaglia'nın işte bu sözleri özetliyor:)

Fırçanız var, boyalarınız var... Bir cennet resmi yapın ve girin içine...
Siz bir cehennem resmi yapmak isterseniz, buyurun yapın.
Ama bunun için beni suçlamayın, ana-babalarınızı suçlamayın ve Tanrı aşkına Tanrı'yı suçlamayın.
Kendi cehenneminizi yaratma sorumluluğunu üstlenin.

19 yorum:

  1. Doğruluk payı yüksek.
    Ama her şeyi kendi iç dinamiklerimiz ile hal yoluna koyabilceğimizi de düşünmek
    fazlasıyla iyimser!

    YanıtlaSil
  2. Ah Silva, insan olmak bazan o kadar zor gelir ki bana. Bilirsiniz insani zaaflar, binbir çeşit hisler var. Sonra kabul edilmiş normlar... Hep mücadele... Hep mücadele... Kelebeği salıversem mi? Avucumda sımsıkı tutuversem mi? Hep çeşitli alternatif arasında seçim yapmak zorunda kalmak.

    Kimi zaman yüreğinin istemediğini ama doğru olacağını düşündüğünü yapmak durumunda kalmak. Zor iştir Silva insan olmak.

    Fazla zorlanınca.. marş marş.. giderim bir ağaca sıkıca sarılırım.

    Ağaç olmak isterim. Ya da ot. Bari bir müddet:)

    YanıtlaSil
  3. Adsız:
    :) Evet, iyimser... Ama ben iyimserlikte bir sakınca görmüyorum... Kötümserlik ise insanı öldürüyor...

    YanıtlaSil
  4. Hayal Kahvem:
    Zor iştir insan olmak, çok doğru... Bazen kaybetmeyi, bazen vazgeçmeyi, bazen üzmeyi, bazen üzülmeyi göze alarak sorumluluğu üstlenmek daha da zor...

    Ama ne güzel bir kaçış bulmuşsunuz... Ben de yaparım bazen böyle delilikler... Ruhum kaçar gider... Dinlenir biraz, avunur.. Sonra döner gelir:)

    YanıtlaSil
  5. Kendi ellimizde olan cok sey var Silvacigim ama hayat ve paylasdigimiz ortamlar kendi ellimizdeki olani istedigimiz gibi kullandirmiyor veya kullanmak icin korkutuyor :(.

    Sevgilerimle

    YanıtlaSil
  6. iyimserlik kesinlikle olmalı,
    ama kendimizi kandırmamıza da yol açmamalı...
    bilimsel bir sonuç var mıdır bilmiyorum ama kötümserlik bence de ömrü kısaltır :)

    YanıtlaSil
  7. Kelebek hikayesini bilirim. Ve çok etkilemiştir beni.

    Her şey gerçekten bizim ellerimizdemi Silva? bazen buna inanmıyorumda.

    YanıtlaSil
  8. Ayşe Kurt:
    :) Biz, elimizden gelen çabayı gösterelim. Olmuyorsa da olmuyordur, ne yapalım, o zaman da kabul edelim... Hayatla savaşmanın bir anlamı yok bence...

    Ya denemeli ve değiştirmeliyiz ya da kabul etmeli ve bununla mutlu olmalıyız...

    YanıtlaSil
  9. Adsız:
    Kötümserliğin ömrü kısalttığına dair bilimsel bir sonuç var mıdır ben de bilmiyorum, muhtemelen vardır...:)

    YanıtlaSil
  10. Aslı:
    Herşey tabi ki bizim ellerimizde değil. Kontrolümüzün dışına çıkan pekçok şey yaşarız.

    Ama hepsinin içinde bizden de bir parça vardır, bizimle ilgili hiçbir şey tamamen bizim dışımızda gelişmez. Sorumluluğumuzu kabul etmeli, kendimizi de affedip, yola devam etmeliyiz diyorum:)

    Ben bu dünyaya, mutlu olmak için geldiğimizi düşünüyorum ve tüm çabamız da bu amaca erişmeye yönelik olmalı..

    YanıtlaSil
  11. Silva :Ben bu dünyaya, mutlu olmak için geldiğimizi düşünüyorum ve tüm çabamız da bu amaca erişmeye yönelik olmalı..

    kesinlikle katılıyorum...

    bir kaç şey de eklemek isterim;
    hayatın bir başlangıcı ve sonu olması pek te isteyerek benimseyeceğimiz ve bunu değiştirebileceğimiz bir gerçeklik değil...
    o zaman mesele şu gibi duruyor ; bu zaman dilimi içinde ne yapacağız ve yaptıklarımız bizi mutlu edecek mi.

    ama burada bir zorluk var :
    mutsuzluğu tarif etmek, örneklemek kolay ama ya mutluluk ?

    YanıtlaSil
  12. mükemel bir yazı her yönden şanslı silva.
    :)

    YanıtlaSil
  13. Adsız:
    Mutluluğu tarif etmek de çok kolay aslında. Çünkü yaşadığımız her an Tanrı'nın bize hediyesi. Kıymetini bilerek, tadına vararak yaşamak her anı... Şükrederek, minnet duyarak...

    Sahip olamadıklarımız için üzülmek yerine, sahip olduklarımıza bakıp mutlu olmaktır bence aslolan...

    Bu gözle baktığımızda etrafımıza, mutlu olacak öyle çok şey var ki...

    YanıtlaSil
  14. deeptone:
    :) Çok tatlısın, teşekkür ederim...

    Kimilerine göre hiç de şanslı değilimdir aslında.

    Bana sorarsan, evet evet, hem de çok şanslı bir insanım:)))

    YanıtlaSil
  15. kavramları dini inanç ( Tanrı vs.)
    ile anlamlandırmaktan (çünkü bu çok kolay bir yaklaşım) ziyade klasik felsefe , bilimsel bakış ile yorumlamak bana daha uygun düşüyor.

    ama şu dediğine katılıyorum;

    "Sahip olamadıklarımız için üzülmek yerine, sahip olduklarımıza bakıp mutlu olmaktır bence aslolan"

    keşke gündelik hayat bunu yaşamamıza fırsat verse :)

    YanıtlaSil
  16. Sevgili Silva, yazını çok beğendim. Hep başkaları suçlu. Biz mazlum. Kaderin iplerini elimize almaktan korkuyoruz çünkü. Kader böyleymiş demek daha kolay oluyor. O zaman hiç bir şey bizim hatamız olmuyor... Ben de böyle değilim. Hayatım için Duygusal Komedi resmi çizdim :)Çok teşekkürler bu hoş yazı için. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  17. Ahu:
    Ne güzel bir yorum bu, çok teşekkür ederim... Bazen, özellikle yorgun düştüğümde ben de kadere atarım suçu ama fazla uzun sürmez, çabuk dönerim kendime:)

    Bloğunu takip ediyorum, pozitif insanlarla tanışmak çok güzel:)

    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  18. Silvacigim dogru diyorsun ''Ya denemeli ve değiştirmeliyiz ya da kabul etmeli ve bununla mutlu olmalıyız''. Deneyipde faydasini gormuyorsan o zaman degisdirmeli diyorum ve ellimdeki firsatlari en guzel sekilde degerlendiriyorum.

    Seni takip etmek cok guzel, positief energini bize yansitiyorsun, tesekkurler!! :)))

    YanıtlaSil
  19. Ayşe Kurt:
    :)))) Çoook teşekkür ederim... Birilerine, azcık da olsa iyi hissettirmek, bana da kendimi çok daha iyi hissettiriyor...

    YanıtlaSil

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...