25 Temmuz 2011 Pazartesi

Hayatıma neşe katan şarkılar:)

Siz de dikkat ettiniz mi, müzikler ne kadar hüzünlü, şarkı sözlerinden acı akıyor... Oysa hepimizin daha çok neşeye, daha çok umuda, daha çok sevgiye, daha çok iyi şeylere ihtiyacı var. İşte, yüzümde tebessüm, yüreğimde sıcaklık, zihnimde umut yeşerten şarkılar... Bu şarkıları benimle buluşturup, hayatımı daha da güzelleştiren herkese teşekkürler...:)

Gönül Turgut - Üzüntüyü bırak sen yaşamaya bak
Candan Erçetin - Bahar
Şebnem Ferah - Günaydın Sevgilim
Şebnem Ferah - Sil Baştan
Sezen Aksu - Hoş geldin
Sezen Aksu - Gülümse
Nil Karaibrahimgil - Seviyorum sevmiyorum
Leman Sam - İlla İlla
Candan Erçetin - Zeytinyağlı yiyemem aman
Sezen Aksu - Dua
Sezen Aksu - Küçüğüm
Sezen Aksu - Yeniliğe Doğru
İzel - Kendime Yaşayacağım
Zuhal Olcay - Sen bana fazla iyisin
Ajda Pekkan - Sana ne kime ne
Ajda Pekkan - Yaşamak ne güzel şey
Şenay - Sev kardeşim

14 Temmuz 2011 Perşembe

Zamanı geldiğinde...

Ne hesabını veremeyeceğim bir günüm oldu ne de vicdanımı lekeleyen bir geçmişim.
Ne hissettiysem onu söyledim, onu yaşadım.
Yaşadığım bir tek andan bile pişmanlık duymadım.
Asla keşkelerim olmadı.
Sevdiysem sonuna kadar gittim, bitirdiysem öldürse de hasreti geriye dönmedim.
Bazen çok kırıldım, bazen belki de kırdım.
Ama hata insana mahsustur dedim.
Affettim, af diledim.
Kimileri birden fazla kırdılar kalbimi ama ben onları yine de affettim.
Onlar belki beni saflıkla yargıladılar.
Belki de içten içe sinsice güldüler bana.
Ama asıl unuttukları şuydu,
Ben aldanmadım.
Aldanan her zaman kendileri oldular ama bunu anlayamadılar.
Bir insan kaybının ne olduğu bilemedikleri için,
Kaybetmek onlar için bir alışkanlık haline geldiği için…
Oysa ben hiç insan kaybetmedim…
Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar…

(Not: Yazının sahibi kim, bilmiyorum... Kovaladım da peşini ama sağlıklı bir bilgiye ulaşamadım. Bu nedenle izinsiz yayınladım, sahibinin affına sığınıyorum... Öyle güzel dile getirmiş ki hislerimi, paylaşmadan edemedim...)

10 Temmuz 2011 Pazar

Senin adın “Mucize”

Hoş geldin bebek, senin adın “mucize”…
Hoşnutlukla gülümseyen özünde,
Evrenin tüm sırları bir bir göz kırpıyor, görebilene…
Hoş geldin bebek,
Ne güzel bak, yeniden hatırlattın bize,
Umudu, koşulsuz sevgiyi ve de ölümsüzlüğü…
Minicik parmaklarınla sımsıkı tutunurken sen hayata,
Büyürken bir yerlerde kaybettiğimiz yahut unuttuğumuz,
Gözlerimizdeki pırıltının kaynağı olan gücü buldurdun bize yeniden…
Hoş geldin bebek…
Adın gibi, bir düş tadındasın sıcacık, pamuk gibi yumuşacık…
Ne iyi geldin hepimize, hoş geldin…

*Bir mucize gibi hayatımıza dahil olan tatlı yeğenime, Yeraz’a…
Silva Demirci

8 Temmuz 2011 Cuma

Tanrım beni yavaşlat...

Tanrım beni yavaşlat,
Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir…
Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele…
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver.
Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol…
Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret…
Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat. Hatırlat ki, yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim…
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır…
Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardim et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.
Ve hepsinden önemlisi…
Tanrım,
Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ver…

*Milattan 2000 yıl önce HİTİTLER’e ait kalıntılar içerisinde bulunan bir duvar yazısı.

Mırıldandıklarım

Kırdın mı incittin mi birilerini
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler?
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
Giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hâlâ sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma
Ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey
O kadar çok anlattım ki
Kendime kaldım anlatmaktan...
Bunaldım kendisiyle boğuşmasını
Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
Ofset duyarlılıklardan
Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
'İçtenliğin' ya da 'dünya görüşünün' kirletmediği
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
Vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
Hâlâ bir umut var mıdır
Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz
Sadece rüzgârlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim
Senin ve benim, yani bizim için...

Murathan MUNGAN

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...