23 Ekim 2012 Salı

Facebook Fırsat Uygulaması ve Markalar

Albenisi yüksek pazarlardan biri olan Fırsat Siteleri, Facebook'un da iştahını kabarttı.

Yeni uygulaması Facebook Teklif (Facebook Offer) ile markaların fırsatlarını sunmalarına imkan sağlayan Facebook, diğer fırsat sitelerini nasıl etkileyecek, önümüzdeki günlerde belli olacak. Ama görünen o ki, Facebook fırsat sitelerine önemli bir darbe vuracak.

Ama fırsat sitelerinin karşı karşıya olduğu bu riski bir kenara bırakıp, biz yeniden markalar açısından bakalım. Büyük indirimlerle fırsat sitelerinde yer almak, markalar için iyi mi kötü mü?

Pazarlamasyon bloğunda yayınlanan bu yazıda önemli bir tespit var; 
Birçok tüketici daha önce neredeyse üçte biri fiyatına aldığı ürünü yada hizmeti normal fiyatından almak için tekrar o işletmeyi tercih etmiyor. Bu durum ilk başlarda işletmeye gelen müşteri sayısında bir artışa yol açıyor gibi gözükse de tüketicinin indirimli fiyata alışmasından dolayı uzun vadede müşteri kaybına yol açıyor.

Kısacası, markalar fırsat sitelerinde yer almadan önce iki kez düşünmeli. Çünkü fırsat sitelerindeki kampanyalar kısa vadede satışları artırıyor olsa bile "ucuzcu marka" algısı orta vadede markalara önemli zararlar veriyor.

8 Ekim 2012 Pazartesi

Umudunuz hep taze kalsın...

Çok sevdiğim bir hikayedir bu, tam da şu anda, tam da ihtiyacım olan şey.. Yeniden okumak ve sizlerle de paylaşmak istedim. Çünkü hepimizin ihtiyaç duyduğu şeydir bu: Umut!... İçinizi ısıtmasını ve güç vermesini dilerim...


Küçük istavrit yiyecek bişey sanıp,
Hızla atıldı çapariye
Önce müthiş bir acı duydu dudağında
Gümbür gümbür oldu yüreği
Sonra hızla çekildi yukarıya

Aslında hep merak etmişti
Denizlerin üstünü
Neye benzerdi acep gökyüzü
Bir yanda büyük bir merak
Bir yanda ölüm korkusu

“dudağı yarıklar” denir, şanslıdır onlar
hani görüp de gökyüzünü, insanı,
oltadan son anda kurtulanlar.
ne çare balıkçının parmakları
hoyratça kavradı onu
küçük istavrit anladı yolun sonu

Koca denizlere sığmazdı yüreği
Oysa şimdi yüzerken
Küçük yeşil leğende
Cansız uzanıvermiş dostlarına
Değiyordu minik yüreği

İnsanlar gelip geçtiler önünden
Bir kedi yalanarak baktı gözünün içine
Yavaşça karardı dünya
Başı da dönüyordu
Son bir kez düşündü derin maviyi
Beyaz mercanı bir de yeşil yosunu

İşte tam o anda eğilip aldım onu
Yürüdüm deniz kenarına
Bir öpücük kondurdum başına
İki damla gözyaşından ibaret
Sade bir törenle saldım denizin sularına

Bir an öylece bakakaldı
Sonra sevinçle dibe daldı
Gitti, tüm kederimi söküp atarak
Teşekkürü de ihmal etmemişti
Birkaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme
Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu diye
Bir gün” dedim, “bulursam kendimi 
yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz 
son ana kadar hep bir umudum olsun diye

1 Ekim 2012 Pazartesi

Üretkenlik azalınca baltalar çıktı ortaya!

İnternet gazeteleri ile haber portallarının içler acısı durumu üzerine daha önce bir şeyler karalamıştım. Öz olarak söylediğim şey şu; çok küçük ekiplerle yapılan internet haberciliği, gerçek anlamda habercilikten ziyade copy-paste habercilik gibi görünüyor. Bu işi hakkıyla yapan bir kaç siteyi ayrı tutarak konuşuyorum. Ama her geçen gün daha da önemli bir mecraya dönüşen internet haberciliğinin bu denli zayıf olması acıklı bir durum sahiden. Buradaki yavaş ilerleyişin en önemli nedenlerinden birinin emek hırsızlığı olduğunu düşünüyorum. İnternette yayınlanmış özel bir haber saniyesinde yüzlerce sitede kopyalanarak yayınlanıyor. Neredeyse birebir aynı, hatta zaman zaman kaynak bile belirtilmeden. Hal böyle olunca da, farklılaşmak gittikçe daha zor.

Durup dururken nerden mi geldi bu konu yeniden aklıma? Geleneksel medyanın en eski organlarından biri olan gazetelerin ortaklaşa yayınladığı aşağıdaki ilanı görünce... Gazeteler içeriklerinin kopyalanmasından şikayetçi. Kısmen haklı olsalar da, bu çığlık gazetelerin karşı karşıya olduğu risklerden sadece biri.

Ayrıca, biliyorum ki gazetelerin çoğu, haber sitelerinden besleniyor. Yani evet, internet yayınları gazetelerden besleniyor ama gazeteler de internet yayınlarından besleniyor. Bu durumda, belki kim kimden ne kadar besleniyor, bu orana bakmak gerekiyor.

Ayrıca, daha önce de söyledim, tekrarlıyorum. Özel habercilik yapan kaç gazete kaldı ki? Bütün gazetelerdeki haberler neredeyse birebir aynı. Çünkü gazetelerin yazı işleri kadrosu da çok küçüldü; artık neredeyse sadece haber ajanslarından ve de biraz internet yayınlarından besleniyorlar.

Öze gelirsek, basılı yayınlar ile internet yayınları arasındaki savaş kolay kolay bitmeyecek. Her iki taraf için de bazı düzenlemeler şart görünüyor. Ama iyi habercilik, yavaş yavaş tarihin tozlu sayfaları arasında kayboluyor. Umudum odur ki, bir yayın çıkar ve tüm bu gidişatı ters yüz eder. Siz de, yeniden her sabah heyecanla bir yayını okumak istemez misiniz? Sizi şaşırtan, düşündüren, haberdar eden bir yayın... Gerçekten tarafsız, gerçek bir gazete... Zor biliyorum ama benim hala umudum var...


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...