20 Haziran 2014 Cuma

Her Bir Kitap Ayrı Bir Dünya...

Uzun zamandır kendime pek vakit ayıramıyordum. İş-güç, koşturmaca, stres derken zihnim o kadar doluydu ki bir türlü kitap okuyamıyordum. Vakit ayıramıyordum demeyeceğim, çünkü biliyorum ki vakit elbette yaratılır, ama içimden gelmiyordu işte. Olur ya hani bazen, durursunuz öylece... Öyle oldu...

Neyse ki geçti ve şimdi yeniden aç bir kurt gibi kitapların dünyasına dalıverdim!:-) Ne çok özlemişim meğer okumayı...

Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sını okumuştum. Karakterler öyle iyi tanımlanıyor ki, hikayenin içinde yaşıyor gibi oluyor insan. O derin hüznü, o ruhu kemiren pişmanlığı ta içinizde hissediyorsunuz...

İşte, geçen gün yine Sabahattin Ali'nin başka bir romanını bitirdim. Çok etkileyici bir hikayeydi. Çok da gerçekçi. Kuyucaklı Yusuf. Bu kitabını da çok beğendim. Ve de anladım ki, Sabahattin Ali'yi en çok, yarattığı gerçekçi karakterler nedeniyle seviyorum.

Yine geçen hafta Gabriel Garcia Marquez'in Benim Hüzünlü Oruspularım kitabını bitirdim. Güzeldi ama Kırmızı Pazartesi kadar sarsmadı ne yazık ki. Kırmızı Pazartesi, yüzünüze bir tokat gibi çarpıyor, okumadıysanız, muhakkak okumalısınız. Benim Hüzünlü Oruspularım, 90. doğum gününü kutlamaya hazırlanan bir adam kendisine, bir bakire ile beraber olma hediyesi veriyor. Ve doksan yaşında hayatında ilk kez aşk ile tanışıyor. Yaşlı adamın şaşkın, tedirgin, çocuksu sevinci ve telaşı, hikayeyi tuhaf bir hüzünle dolduruyor.

Şimdi elimde Albert Camus'un Düşüş adlı kitabı var. Güzel bir iç hesaplaşma... Kahramanla beraber ben de düşünüp durdum davranışlarımın gerçek sebeplerini. Okunması gereken kitaplar listenize ekleyin bence...

Keyifli okumalar, şaşırtıcı keşfedişler dilerim herkese...

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...